Son mesaj - Gönderen: MERYEM - Cuma, 20 Nisan 2018 20:56
Dünya dediğimiz de bir gurbet değil mi.?< >< >< >
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Şeytanın yanınıza hiç ayrılmayan bir arkadaşınız olmasını ister misiniz?...  (Okunma Sayısı 1959 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
bedirh@n
Moderatör
*

Puan: 189
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2115




İlahi Dinle

İlahi Dinle

« : 22 Aralık 2011, 10:27:21 »

36. “Rahmân olan Allah’ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.”   

Kim Rahmân’ın zikrinden yüz çevirir, Rahmân’ın zikrine karşı kör davranır, körlük ederse, ona bir şeytanı arkadaş veririz. Rahmâ-n’ın zikri Kur’an, Allah’ın, hayatın her bir kademesinde bizden istediği kulluk demektir. "Aşâ", esasen gözde meydana gelen bir çeşit zayıflık ve hastalık demektir. Bir çeşit görme bozukluğu demektir. Kim ki Rahmân’ın zikri olan kitabını görmezlikten gelir, gözünü ona karşı kör yapar ve kitaptan habersiz bir hayat yaşamaya kalkışır, Kur’an’a göz yumar, Kur’an’ı göz ardı eder, ya da kitaba karşı gözünü bozar, bakışını bozar, “biz kim, bu kitabı anlamak kim! Biz nerede, bu kitabı anlamak nerede? Bu kitabı ancak büyük zatlar anlar! Onu anlamak şöyle dursun, onu elimize almaya bile lâyık değiliz!” diyerek kim ki kitaba karşı bakışını bozarsa, biz de ona bitişik, ona yapışık, onun yanından hiç bir zaman ayrılmayan bir şeytanı arkadaş yaparız, diyor Rabbimiz.
   Ona bir şeytanı musâllat kılarız ki, ondan asla ayrılmaz. Bu şeytan, onun ayrılmaz arkadaşı oluverir. Hem de böyle "nukayyız" ya-parız. Yâni ona bitişik, ona yapışık olarak o şeytanı onun üzerine kabuk bağlatırız. Âdeta şeytan bir kabuk gibi onu çepeçevre sarıverir. Hani tohumlar, yavrular, kendilerini çepeçevre saran kabuğu yırtarak, bu esaretten kurtularak dünyaya gelirler ya, işte bu adamlar da böyle kendilerini şeytana esir ediyorlar, onun esiri olarak sıkıntılı bir hayata razı oluyorlar. Yâni şeytan onların etraflarını sararak onları esir ediyor, onlar üzerinde sulta kuruyor, onları hâkimiyetleri altına alıyor.

   Allah’la beraber olmayan, Rahmân’ın zikrinden yüzçeviren, vahye karşı kör davranan, vahiyle hareket etmeyen kişinin sonucu budur işte. Yâni Kur’an’ın, vahyin alternatifi budur. Rahmân’ın vahyiyle beraber olmayan kişi, elbette şeytanın esiri olacaktır. Çünkü o kişi, Allah’la beraber olmamayı istemiş, Rahmân’ın zikrinden yüz çevirmiştir. Rahmân’ın rahmetinin gereği kendisi için açtığı rahmet kapısını, vahyi örtmüş, güneşe karşı körlük etmiş kişidir. Basîreti kapanmış, artık böylece Kur’an’dan uzaklaşan bir kişinin şeytana yaklaşması da kaçınılmaz olmuştur.
Evet, Rahmânın zikrinden, yâni vahiyden uzaklaşan kişiye Allah bir şeytanı musallat eder ki, o şeytan o kişiye garîn oluverir. Bu kelime sözlükte, “yaklaştırmak, bir araya getirmek” anlamlarına gelen “karn” kökünden türemiş bir sıfat olup “dost, arkadaş, eş, yaştaş” gibi mânalara gelmektedir. İslâm öncesi Araplar insanı takip eden, sürekli onu izleyen, onunla beraber olan ruhânî varlıkların bulunduğuna inanırlar ve bu varlıklara da karîn derlerdi. Özellikle şairler kendilerine ilham taşıyan şeytan karînlerinin olduğunu iddia ederlerdi. Karîn kelimesi kitabımızın 39 yerinde geçmektedir. Bunların 7 si karîn şeklinde, bir tanesi çoğulu olan “kurena” şeklindedir. Meselâ Nisâ sûresinde (âyet 38), Sâffât sûresinde (âyet 51), ve işte okuduğumuz bu sûrede insanla beraber bulunan, ondan hiç ayrılmayan şeytan anlamında kullanılmaktadır. İnsanı sürekli kötülüklere ve Allah’a isyana çağıran şeytandır karîn. Âlimlerimizden kimileri de bunun insandan ayrılmayıp sürekli onu kötülüklere teşvik eden insan arkadaşı olduğunu da söylemişlerdir.

Hadislere baktığımız zaman karîn’in bazen arkadaş ve dost anlamına kullanıldığını (Buhârî, diyât 22), bazen de insandan hiç ay-rılmayan şeytan ve melek anlamına kullanıldığına şahit oluyoruz. (Bu-hârî, tefsir 37). Bu hadislerinde Resûl-i Ekrem efendimiz insanın hem melekten, hem de şeytanlardan arkadaşlarının olduğunu beyan bu-yurmaktadır. Hz. Aişe annemizin; “ey Allah’ın Resûlü, buna sen de mi dahilsin?” şeklindeki sorusuna peygamberimiz; “evet” cevabını ver-miştir. Ancak Allah’ın inâyetiyle kendisini koruduğunu bildirmiştir. (Müslim, münâfikûn 69). Hadiste geçen “esleme” ifadesi bazı âlimleri-mizce “Müslüman oldu” şeklinde anlaşıldığı için Resûl-i Ekrem Efen-dimizin şeytanı Müslüman olmuştur veya kendisine teslim olmuştur şeklinde yorumlanmıştır.

   Şimdi soruyorum; Kur’an’ı tanımayan, Kur’an’la beraber olmayan bir adam ne yapar ki başka? Hayatında amel edecek kitabı olmayan bir adam ne yapar? Hayatına program yapacak kadar, amel edecek kadar kitabını tanımayan bir adam ya bizzat şeytanın, ya da yeryüzündeki iki ayaklı şeytanların kulu, kölesi olur. O kişi için bu kaçınılmaz bir sonuçtur. Çünkü onun bundan başka yapabileceği bir şey yoktur. Bakın Nisâ sûresinde bu husus şöyle anlatılır:
   “Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!”   (Nisâ 115)

   Yine bakın Saff sûresinde de şöyle buyrulur:
   “Onlar yoldan sapınca, Allah da onların kalplerini saptırmıştı. Allah, yoldan çıkan milleti doğru yola eriştir-mez.” (Saff 5)   

Fussilet sûresinde de bu saptıranların sadece şeytanlar olmadığı, iki ayaklı şeytanların da insanlara musâllat kılınıp onları hak yoldan saptırdıkları anlatılır:
   “Onların yanına bir takım yardakçılar koyarız da, geçmişlerini, geleceklerini onlara güzel gösterirler.”
   (Fussilet 25)

   
          Allah bu kâfirlere kötü arkadaşlar musâllat ettiğini anlatıyor. Rabbimiz iyi insanlara iyi arkadaşlar, kötü insanlara da kötü arkadaşlar nasip ettiğini anlatıyor. Kötü insanlara iyi arkadaşlar, iyi insanlara da kötü arkadaşlar nasip etmek, Rabbimizin sünnetine aykırıdır. Bir insan ne kadar sapar, ne kadar günâhlara ve pisliklere batarsa, o kadar çok kötü arkadaş edinecektir. Hani halk arasında bu adam çok iyi biridir, ama arkadaşları onu mahvetmiştir diye bir söz vardır ya, âyet-i kerîmeye göre bu söz yanlıştır. Çünkü adam kendisi bozuldukça, bozuk arkadaşlara meyletmekte ve onları bulmaktadır. “Pislik pisliği çeker,” denir ya, işte adam kendisi pislikten hoşlanmaya başladıkça, çevresine pislikler toplanmaya başlayacaktır.

   Âyet-i kerîmede onların buldukları bu kötü arkadaşların, onlara geçmiş ve geleceklerini güzel gösterdikleri anlatılmaktadır. Yâni bu arkadaşlar onlara, “sizin geçmişiniz güzeldir, geçmişinizin güzel olduğu gibi, geleceğiniz de güzeldir. Geçmişiniz gibi geleceğiniz de parlaktır. Sizin gibisi bulunmaz,” diyerek onları batırdıkça batırırlar. “Bu dünyada size nasıl nîmetler verilmişse öbür tarafta da aynı nîmetler size verilecektir. Bu dünyada nîmetlerden mahrum olanlar, öbür tarafta da bunlardan mahrum olacak ve cehenneme gidecektir,” derler.

   Bu arkadaşları onlara vesveseler verir, yaptıkları amelleri kendilerine güzel gösterirler. Allah’a, Allah’ın âyetlerine, Allah’ın sistemine, Allah’ın elçilerine karşı savaş açmaları konusunda onları teşvik e-derler. Amellerini, yaptıklarını onlara süslü gösterir ve onların şımarmalarını sağlarlar.
   “Muhakkak ki şeytanlar dostlarına vahy ederler ki, sizinle mücâdele etsinler. Eğer onlara itaat ederseniz mutlaka sizler de müşriklersinizdir.”
   (En’âm 121)

   
             Kötü arkadaşlar da böyledir. Öyleyse bizler arkadaşlarımızı iyi insanlardan seçelim. Bizi kulluğa çağıranlarla, bizi kulluğa teşvik edenlerle arkadaşlık yapalım. Bizi günâha çağıranlardan kesinlikle uzaklaşalım. Allah için birbirimizin bozukluklarını tasvip eder bir tavır sergilemekten ziyade, birbirimizi uyaralım. Birbirimizin bozuk düzen ve İslâm dışı tavırlarını yalayıp yutmayalım, onları kabulden yana olmayalım, birbirimizi uyarıp birbirimize merhamet edelim. Yâni birbirimizin şeytanı olmayalım, arkadaşlıklarımızda şeytanlık yapmayalım. Değilse, Allah korusun bizim yanlış davranışlarımız yüzünden, arkadaşlarımız da kendilerini doğru yolda zannedebilirler. Çünkü bakın, Rabbimiz diyor ki:       
   37. “Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkorlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar.”
   Yoldan saptırırlar. İnsanları Allah’a gidiş yolundan, cennete gidiş yolundan, kulluk yolundan saptırırlar. Yolu kaybettirirler. Öyle yollar çıkarırlar ki, insanların karşısına insanlar kendilerini mühtedi zannederler. Yâni insanlar kendilerinin hak yolda, doğru yolda olduklarını zannederler. Halbuki onlar çoktan sapıp cehennem yoluna girmişlerdir.

besairül kuran
Logged
Asya33
Asya33
Üye
*

Puan: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 95





İlahi Dinle

İlahi Dinle

« Yanıtla #1 : 26 Aralık 2011, 22:53:03 »

 ...Allah Razı Olsun... [emeğine sağlık]
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Tasarim ©Ce§uR 2010 | CeSur Web Tasarım Bilişim Teknolojileri

SiteMap | iSLami Radyo


MKPortal ©2003-2008 mkportal.it